SESLİ SANAL ASİSTAN PAZARI, 2020 YILINA KADAR 3 MİLYAR DOLARI AŞKIN BİR HALE GELECEK

Punch kartlardan klavyeye, mouselardan dokunmatiğe, içinde bulunduğumuz yolculuk etkileşim modellerimizi sadeleştirdi. Atılan her adımda teknoloji ile daha basit ve daha doğal bir bağ kuruluyor. Bizi sahip olunan en basit ve en doğal etkileşim modeline –sese- yönlendirerek yol gösteriyor. Ses tanımadaki ilerlemeler; (konuşulan sözcükleri tanımlama, metin haline aktarma) ve doğal konuşma dili süreçleri veya NLP (sözlerin asıl hangi anlamı kastederek söylendiğini anlama), sesi kullanılabilir bir hizmet haline getirdi. GAFA’nın (Google, Amazon, Facebook, Apple) tüketici platformlarını kendi kontrolünde tutma motivasyonu ses teknolojisine ivme kazandırdı. Teknoloji anlamında gelişim konusu, şimdiye kadar tepeden tırnağa Silikon Vadisi’nde yürütülen bir olay olsa da, eğer gerçekten ses çağına girmek üzereysek tüketicinin isteğini anlamak şu anda çok kritik bir nokta.

Sesin kullanımı iki ana şekilde gerçekleşiyor. Tamamen ses tarafından halledilebilen görevler var; hem soru hem cevap şeklinde. Bir de soruyu sesli şekilde sorup cevabının ekrandan klasik bir mobil araştırması şeklinde alındığı cevaplar var. Ses asistanı akıllandıkça iletişimin %100 ses etkileşimli olması bekleniyor.

SES ASİSTANI KULLANICILARININ %76’SI HAYATLARINI KOLAYLAŞTIRDIĞINI SÖYLÜYOR.

Akıllı telefon kullanıcılarının %37’si ses teknolojisini bir şekilde ayda bir bile olsa kullanıyor, %18 ise haftada bir kullanıyor. Aksan ve sesin tonlama problemleriyle bir veya iki kere kullandığını söyleyen %23’lük bir kesim var. Sadece %12 asla kullanmayı düşünmediğini belirtiyor. Amazon’un ilk Echo kullanıcılarını oluşturan bir grup insan Alexa’nın günlük rutinlerinde ayrılmaz bir parçası olduğunu söylüyor. Güncel ses kullanıcıları genellikle genç olmakla birlikte yüksek gelirli erkeklerden oluşuyor. Bu grubun%50’si 18-34 yaş grubunda. Google ses araması ve Siri en çok kullanılma penetrasyonuna sahip. Akıllı telefon kullanıcılarının %11’i bu iki ses asistanını en azından haftalık kullanıyor. Alexa da çok geride kalmayarak, %4’lük bir kullanım oranına sahip. Sesi kullanmanın insanlar üstünde yaygın olan genel motivasyonu yeni olması, düzenli kullanıcıların %45’i eğlenceli olduğu için kullandıklarını belirtiyor.

Bu çalışmada adres gösterilen top 3 ses asistanının ortak özelliği; uygunluğu, kullanımının basit olması, ve yazmaktan daha hızlı olmasıdır. Ses teknolojisi çalıştığı zaman insanların görevlerini hızlı ve kolayca yapmasını sağlıyor. IBM’in CTO’su Duncan Anderson “Çok yardımcı ve çok verimli olarak önüme engel çıkarmadan işi minimum telaşla bitirmemi sağlayan birşey olması ise asıl konu” diye belirtiyor. Bununla birlikte Alexa kullanıcılarının %76’sı ses asistanlarının hayatlarını daha da kolaylaştırdığını söylüyor. Aslında ses verimlilikten çok daha fazlasını vaad ediyor. İnsanların günlük yaşamlarını yönetme konusunda; ses asistanları zekileşip, sofistike bir hale geldikçe dijital kahyalık gibi farklı roller de oynayabilirler.

 

SES ASİSTANI KULLANICILARININ %44’Ü “ŞİRKETLERİN, KENDİ SES ASİSTANIMLA YAPTIĞIM SESLİ KONUŞMALARI DİNLEDİĞİNDEN ENDİŞELENİYORUM” DİYOR.

Farkında olmamak çok belirgin bir neden değil; sesi kullanmayan insanların sadece %7’si farkında değildim diyor. Bunun dışında akıllı telefon kullanıcılarının %22’si, herkesin içinde sesi kullanmanın utanç verici olduğunu söyleyerek “Kullansam kendimi aptal gibi hissederim” diye belirtiyor. Kullanmayanların %48’i sesi kullanmak için bir neden göremediklerini söylüyor. Ses asistanını kullananların yarısı “Alexa’ya uyum sağlayabilmek için günlük davranışlarımın normal akışını değiştirmem gerekti” açıklamasını yapıyor. Mevcut ses kullanıcılarının %44’ü “Şirketlerin, kendi ses asistanımla yaptığım sesli konuşmaları dinlediğinden endişeleniyorum” diyor.

ŞİRKETLER ŞU ANDA KENDİ MARKALARININ SESLERİNİ DÜŞÜNMEK ZORUNDALAR.

Markayla direkt konuşmak aradaki duygusal ilişkiyi güçlendiriyor. Bu durumda ses markalar için çok önemli ve fark yaratacak bir fırsat haline geliyor. Nöro bilim araştırması, markayla konuşmanın tüketicilerde, dokunmak veya klavyede yazmaktan daha derin duygusal bir bağ oluşturduğunu gösteriyor. İnsanların, marka ismi içeren sorular sorduğu zaman, markanın adını normal olarak yazmaya kıyasla, beyin aktivitelerinde fark edilir şekilde daha güçlü duygusal cevaplar verdiği görülüyor. Buna ek olarak tüketiciler sesler arasında daha fazla çeşitlilik arıyor. Mevcut ses teknolojisi kullanıcılarının %72’si “Markaların kendilerine ve aplikasyonlarına özel sesleri, kişilikleri olmalı. Sesi, asistan olarak sadece telefonumda kullanmamalıyım” diye belirtiyorlar

Kullanıcıların %62’si “Ses asistanıma ünlü birinin sesini verebilme fikrini sevdim” konusunda aynı fikirdeler. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların, markayı temsil eden seslerle ilgili güçlü önyargıları var. Bu durumda markanın sesini oluşturmasının önemi, gittikçe artan stratejik bir değerlendirmeye dönüşüyor. Doğru notalara dokunarak, müşterinizin kulağındaki müzik olabilirsiniz.

“Şirketler şu anda kendi markalarının seslerini düşünmek zorundalar… Markalarının nasıl duyulduğunu, ve müşterilerle iletişime geçilirken kullanılan dili, kelimeleri düşünmeliler… Kullanıcılara sunulan markanın kişiliğini düşünmeliler…” Martin Reddy, cofounder, CTO PullString.

Previous
DARK SOCIAL YÜKSELİYOR!

Keşfetmeye devam et

araştırma